Kitaplar

Bağımlı-Bölüm I

Efsane

 

Papua Yeni Gine'de yaşayan savaşçı erkekler, bin yıldan fazla zamandır, Cennet Kuşlarının tüylerini savaş başlıklarına, korkusuz ve her an ölmeye hazır olduklarını göstermek için takarlar.

 

Öldürdükleri düşmanlarının tüylerini ise önce özel bir tören ile kutsar, sonra kendi tüyleri arasına şerefle katarlar.

 

Çünkü her Cennet Kuşunun farklı bir ruhu temsil ettiğine inanılır.

 

Muhteşem Cennet Kuşunun mavi tüyleri ise içlerinde en değerli olanıdır.

 

Sonsuzluğun ruhunu taşır; bitmeyen yaşamı ve yeniden doğuşu…

 

Savaşçı, düşmanını yenerek kazandığı bu tüy ile aynı zamanda onun ruhuna da sahip olduğuna inanır.

 

Ve bu ruh, ölümsüzdür!

 

Bir Papua Yeni Gine Efsanesi

Format

 

- Komutanım?

 

- Söyle.

 

- Şimdi bu PKK’lılar ölüyor ya, cehenneme gidiyorlar.

 

- Evet.

 

- Biz de ölünce cennete gidiyoruz.

 

- Doğru.

 

- Peki, ya orada da savaşmaya devam edersek? Ve bunun sonu hiç gelmezse.

 

- Ne diyorsun oğlum sen?

 

- Ya, ben öldüm diyelim; siz de öldünüz ve cennette gene benim komutanımsınız, orada da savaşıyoruz.

 

(Sessizlik)

 

- Bilmem... Olabilir aslında, mantıklı.

 

- O zaman belki biz şu an cennetteyiz.

 

Hayatta gerçekliğin anlamını yitirdiği anlar da vardır. Sizi bu tür karmaşık ve aldatıcı ruh hallerinin tam başlangıcına yani filmin daha fikir aşamasındaki en yalın haline götürmek istiyorum. Filmin ana fikri; eğer bir insanı ölmüş olduğuna inandırırsanız o zaman ne ölümden korkar, ne karnı acıkır, ne uykusuzluk çeker, ne de yorulma bilir. Çünkü ölüdür. Geriye sadece programlandığı işi yapmak kalır; yani savaşmak.

Askerliğini Güneydoğu’da yapmış olanların anılarını belki dinlemiş, bu konuda yazılan kitapları okumuş, güzel ve gerçekçi filmler izlemiş olabilirsiniz. Ama sürecin psikolojik boyutunu hiç düşündünüz mü?

 

Askerler neden bütün gün ot yolarlar?

 

Bir taş parçasını sabahtan akşama kadar taşımanın mantığı nedir?

 

Bir asker, ağaç karşısında yüzlerce kere selam verirse ağaç ne hisseder?

 

Bu ve benzeri eylemlerin hiçbiri ceza veya askere işkence olsun diye yaptırılmaz...

 

Arkasında daha önemli bir mantık silsilesi yatmaktadır. Değişik şehirlerden, farklı kültürlerden ve eğitim seviyelerinden gelmiş binlerce askerden oluşan bir topluluk düşünün. Bu topluluk içerisindeki bireyler, askerlik öncesi hayatlarında birer haylaz, hırsız, kumarbaz, madde bağımlısı, yalancı olduğu gibi tembel, mızmız, anasının kuzusu veya çok akıllı, atak, cesur ya da korkusuz olabilirler. İlk bakışta bunları birbirinden ayırmanızın imkânı yoktur; sonuçta, konu askerliktir ve yapılacaktır.

 

İşe takometreyi sıfırlamakla başlanır. Takometreyi sıfırlamak; kişinin bu zamana kadar öğrendiği kötü alışkanlıklarından, uygunsuz düşüncelerinden ve eylemlerinden arındırılması sürecidir. Kişinin bilincine ve özüne kısaca format atmaktır. Böylece asker, verilen emirlerin arkasında bir mantık veya soru işareti aramaksızın komutu yerine getirir. Bunu yapmak için de önceden oluşturulmuş olan kişisel mantığının ortadan kaldırılması gerekir. En basit ve başarılı yolu ise tam tersi işlemlere maruz bırakarak mantığın oto-kontrolünü ortadan kaldırmaktır. Genelde askerliğin ilk ayı böyle geçer, uygulama süresi kişiye göre değişir. Zaman ve emek gerektirir.

 

 

Enokyan

 

“Ben senin saltanatına teslim oluyorum dedi, Yeryüzü Tanrısı, üstündeki ve altındaki gücün. Senin ellerinde güneş kılıç gibi parlak ve ay titrek bir ateş, cehennemin ışığıyla aydınlanan cübbeni kendi urbalarımla orta yerinden bağlıyorum. Ben sana kutsanmışları yönetmen için kanun ve üstün ilimle donanmış bir asa verdim. Sen haykırdın ve O’na olan sadakatine yemin ettin. O ki muzaffer, başlangıcı ve bir sonu olmayan, bizim içimizdeki ateşte hayatın dengesi ve hep var olan. Gel o zaman, ortaya çık. Yaratılışının gizemlerini önüme ser. Bana karşı dost ol, çünkü ben sana öyleyim. Sana gerçekten iman edenim. Üstün ve ağza dahi alınamaz adınla, Cehennemin Kralı.”

 

Şeytan İncili, Leviathan’ın Kitabı, Köpüren Deniz, Birinci Enokyan Anahtarı

 

 

“Ol sonuf vaoresaji, gohu IAD Balata, elanusaha caelazod: sobrazod-ol Roray i ta nazodapesad, Giraa ta maelpereji, das hoel-qo qaa notahoa zodimezod, od comemahe ta nobeloha zodien; soba tahil ginonupe pereje aladi, das vaurebes obolehe giresam. Casarem ohorela caba Pire: das zodunurenusagi cab: erem Iadanahe. Pilahe farezodem zodenurezoda adana gono Iadapiel das home-tohe: soba ipame lu ipamis: das sobolo vepe zodomeda poamal, od bogira aai ta piape Piamoel od Vaoan! Zodacare, eca, od zodameranu! odo cicale Qaa; zodoreje, lape zodiredo

 

Noco Mada, hoathahe Saitan!”

 

The Satanic Bible, The Book of Leviathan, The Raging Sea, The First Enochian Key

 

 

 

Bağımsız-Bölüm II

Ölüm Dediğin

 

Ölüm dediğin sırf ölmek değildir güzel kardeşim. Hayatın suratına kapıyı çarpmak, ceketini bırakıp çıkmaktır.

 

Sanki hiç yaşamamış gibi unutulmak, yaşamışsan da geride az iz bırakmaktır. Nüfus kütüğün mesela; sayfalarda öylece küflenmektir. Çekilen eski bir fotokopidir.

 

Bir de mezarında bayramda seyranda ziyaretleri kabul etmek, çiçeklere sevinmektir. Ta ki üzerine başka biri gömülene kadar. Sonra onun ziyaretçileri, akrabaları ve yeni bir beden gelmesidir.

 

Ölüm dediğin başkasının çiçeklerine sevinen yüzlerce unutulmuş başkalarıdır.

 

Nasıl bir hayat sürdüğümüzü saymazsak tek fark, ölümün kendi zamanlamasıdır. Belki bir miktar doğumu kontrol ettiğimizi düşünüyorum ama ölümü asla.

 

Sen şimdi öldün güzel kardeşim. Gittin. Bittin. Unutuldun. Eyvallah.

 

Ama maalesef bazılarımız, parası olan bazılarımız ya da bazılarımızın akrabaları bu ölüme bir

 

türlü ‘Eyvallah’ çekemez. Dilleri ve gözleri kördür...

 

Çünkü insanlığa armağan edecek hiç bir şeyleri yoktur. Ölümsüz bir tablo, bir kitap, opera yoktur, keşif hiç yoktur. Böyle olunca hayatın basit dengesini anlamak yerine gerçeklere karşı, ölümsüzlük adına asılırlar küreklere.

 

‘Ölmüş birini nasıl ölümsüz yapmaya çalışırsın?’

 

Hemen anlatayım kardeşim...

 

 

 

 

Photography, Design, Management, Sound, Video, Art, Novoshoot Production, Gurbuz Comlekcioglu